Birbirleriyle bağıntıları, ilişkileri çoğalan gerilim noktalarının birleştirilmesinden çizgi doğar. Belirli aralıklarla dizilmiş, tek tek noktalara bağlanan çizgi bir yeni görünüm yaratır. Henüz yüzey değildir, grafik olarak hareket halindeki bir noktanın belirli bir yönde eğiliminden doğar (Işıngör ve diğer.,1986). Çellek’in (2006) tanımına göre çizgi; bir noktanın verilen doğrultudaki uzantısıdır. Çizgi, noktanın aralıksız hareketinden doğan kavramdır. Zaman içinde görme alışkanlığı geliştikçe temel elemanlara indirgenmeye başlar. Örneğin iki figürün gözleri arasındaki bakışın çizgi oluşturması gibi. Çünkü çizgi, gözü Mesafenin derinlik ve genişliğine gitmeden, uzunluk yönünde giden noktalar bütünlüğüdür. Bir sınır belirleyici olarak da değerlendirilir (Çellek, 2006). Görsel anlatımda çizgi, önemli bir tasarım elemanıdır. Çizgiyi grafik açıdan ele alarak, anlatım olanaklarının çoğaltılması temel tasarım dersinin önemli bölümlerinden biridir. Işıngör’e (1986:10) göre çizgiyi hem sübjektif, hem objektif

olarak kullanmak mümkündür. Objektif olarak, ölçüm ve teknik resim ve projelerde çizgiden yararlanırız. Sübjektif yönde anlatımlarda ise sınırsız imkanlara sahip oluruz. Çizgi ile türlü etkiler yaratabilir, çeşitli psişik durumlar oluşturabiliriz.

Aristo: “Çizgi; dolu ile boş arasındaki sınırdır.” diyerek, insan zekasının bulabileceği, çizginin en yüksek ve en güzel tanımını yapmıştır. Çizgi, göze dayanan anlatımların en ilkel devirlerden beri ilk ve esas aracı olmuştur. Görsel ve edebi sanatlarda sembolik ifadeler taşır. Nokta veya bir işaretin hareket etmesi diye tanımlanan çizgi, geometrinin ve insan zekasının icadıdır. Sanatlar zincirinde, sembolik iş görmek için bulunmuş bir grafik aracıdır. Çizgi; formel, düzenli bir organizasyon, bir sistemin ilk anahtarıdır. Eşyayı tanıtan, fakat doğada yalnız başına görülmeyen sınır belirten, geometrinin bir unsurudur “Objektif olarak, basit ölçüler ve yüzey karakterlerini anlatır. Sübjektif olarak da; pek çok heyecansal tepkileri ve durumları belirtmekte kullanılır” (Bigalı, 1976:212).
Güngör’e (1972:5) göre, genişliği ve uzunluğu ne olursa olsun eğer bir şey çizgi etkisi yapıyor, çizgisel bir özellik gösterebiliyorsa, o şey tasar içinde bir çizgi rolü oynuyor demektir. Çizgilerin gösterdikleri biçim farkları, dolayısıyla etkileri birbirinden farklıdır. Birbirinden biçimce epey farklı olanlar uyuşamazlar, benzer olanların uyuşması daha kolaydır.

Çellek (2006) sanatın çizgi ile başladığını vurgular. Sanat eğitiminde çizgi çok önemli ve temeldir. Göz nesneyi görürken el çizgiyi gerçekleştirir. Önceleri yani çocuklukta hayal dünyası, çizgi yoluyla dışarı vurulurken, büyüme sürecinde dış dünya gerçekliği de eğitim bağlamında, çizgi ile ortaya konur.

Çizgi, düzenleme içinde tuttuğu yere, yapıta birlik getirmeye veya onu zedelemeye, yapıtı düzenlemeye ya da var olan dengeyi bozmaya yarayabilir. Bir kompozisyonda, birlik veya beraberlik yönünden bakılınca çizginin birinci planda rolü olduğu ortaya çıkar. Çizgi niteliklerinin tek düze oluşu ve kompozisyon içinde tekrarı, bütünde birliğe doğru yol almamızı sağlar. Ancak burada monoton, usandırıcı biteviyelik tehlikesi ile karşılaşırız (Işıngör ve diğer., 1986).

Çellek (2006), çizgisel anlatımda çıkış getirebilecek bazı prensipleri şöyle sıralamaktadır:
1- Çizgi öncesi: Bir sis perdesi arkasındaki ışığın belirsiz görünümü,
2- Çizgisel aralıktan sızan ışığın belirgin bir doğrular demeti halinde yayılması,
3 – Işık demeti: Bir kaynaktan çıkan güneş ışınlarının belirsiz yayılışı,
4-Başlama ve bitim noktaları belli doğrular ( doğru parçaları ),
5-Çıkış noktasında kesinlik taşıyan ışınların karanlıkta uzaklaştıkça belirsizleşmesi
ve yayılması,
6-İki ya da daha çok bağımsız çizgilerin kesişmeleri,
7-En az bir noktaya bağımlı çizgi,
8-Bağımlı çizgiler ( formları kuşatan çizgiler ),
9-Bağımlı çizgiler ( formların iç yapılarını belirleyen çizgiler ),
10-Dolaylı çizgiler,
11-Bir doğrunun taşıdığı sapmalarla sağlanan yön tesirleriyle kesişme, değme,
kopma noktaları ile oluşan çizgisel yapı,
12-Çizgisel uzunluk değerleri; eşit aralıklı farklı paralel çizgilerin oluşturduğu yapı,
13-Çizgisel uzunluk çeşitlemeleri: Bir ana doğru üzerinde farklı boylu eşit aralıklı
paralel çizgilerin oluşturduğu yapı,
14-Eğri yönlü paralel doğrular üzerindeki serbest uzunluk çeşitlemeleri ( aralıklar
farklı ),
15-Paralel çizgilerin büyüyen aralıklarla oluşturdukları düzen,
16-Formun yapısını izleyen belirleyici kısa çizgi parçalarının oluşturduğu düzen
17-Kısa, düz ve eş değerdeki çizgilerin serbest yönle oluşturdukları düzen,
18-Bir objenin yüzeysel görünümünü ifadelendiren küçük çizgiler,
19-Çizgisel kalınlık dizileri,
20-Çeşitli uzunluk, kalınlık ve aralıklı çizgi çeşitlemeleri,
21-Bir yönlü çizginin diğer yönlü çizgi ile kesilerek durdurulması,
22-Çizgisel form: Eğriler, yaylar, kırılmalar ve bunların oluşturduğu gerilim,
23-Dikey ve yatay çizgiler, spiral çizgiler vs.
24-Serbest,
25-Belli bir çizgiyle doldurma ve tarama,
26-Çizgiyle boşluk ve derinlik,
27-Çizgi – doku,
28-Çizgiyle ton,
29-Değişik nitelikteki çizgilerle aynı fon üzerinde serbest çalışma,
30-Eş aralıklı, aynı kalınlıkta paralel çizgiler,
31-Değişik aralıklı ve farklı kalınlıkta düz çizgiler,
32-Yuvarlak çizgiler,
33-Kesişen çizgiler ( doğru, eğri ),
34-Kesişen dairesel çizgiler,
35-Birbirini kesen kalın-ince, sık-seyrek çizgiler,
36-Birbirini kesen kısa çizgi demetleri,
37-Formları kuşatan çizgiler,
38-Formların iç yapılarını belirleyen çizgiler,
39-Farklı boy ve kalınlıktaki çizgilerin oluşturduğu düzen,
40-Çeşitli uzunluk, kalınlık ve aralıkta çizgi çeşitlemeleri,
41-Çizgisel form; eğriler, yaylar, kırılmalar ve bunların oluşturduğu düzen,
42-Devamlı bir çizgi üzerinde doğru, eğri zıtlıkları ile oluşan düzen,
43-Paralel ve düz çizgilerin kırılarak yön değiştirmesi ile oluşan düzen,
44-Merkezkaç ve merkezcil çizgiler,
45-Bir ana çizgiyi destekleyen çizgiler,
46-Spiral çizgiler.

Bu sayılan sistemlere daha bir çok sistem eklenebilir.

“Çizgi için belirli bir uzunluk ve belirli bir genişlik kabul etmek ve onu sınırlamak mümkün değildir” (Güngör, 1972:5). Öyleyse çizgiyle, sadece algılandığının ötesinde çok değişik şekillerde karşılaşılabilir. Bir sınırlama aracı olmanın dışında bazen leke, bazen yön ve hareket belirten bir araç ve bazen tekrarlanarak kullanımı sonucu, doku olarak ortaya çıkabilir.

Işıngör’e (1986:12) göre, sanat dilinde çizgi, bir basitleştirme, yerine göre, sadeleştirme veya bir soyutlaştırma sonucudur. Doğada, ancak biçimlere, yüzeylere rastlarız. Yüzeylerin bittiği yerler veya yüzeylerin birbirleriyle ilişkili olduğu kenarlar çizgi etkisi yaparlar. Biçimlerin kenar çizgileri (konturları) gerçekte yoktur, ne var ki görülürler yani algılanırlar. Oldukları varsayılan bu çizgiler, renklerin zıtlığından, yüzey ve şekil arasındaki açık koyu farkından, bir de çizgi çizerken algılanır (Südor, 2000:31). Bundan yola çıkarak denebilir ki, doğada tam anlamıyla çizgi yoktur. Oysaki sanatta çizgi elemanını çok çeşitli yerlerde görmek olasıdır. Örneğin; Çizgi tekstür çalışmalarında yüzeyi yaratabilir, renk alanlarını sınırlar, kendi başına plan etkisi yapar, perspektif oluşturur veya formlarda dış kenar unsuru olarak kullanılır. Çizginin karakteristik özelliği tipi, psişik etkileme yönünden büyük önem taşır. Örneğin: Düz çizgi bir biteviyelik duygusu verir. Bu etki ölçü ile de ilgilidir. Eğri bir çizgi, bir kemer veya elips bir gidiş de gösterebilir. Hatta hacim çağrışımı da yapabilir. Ayrıca çizgi kendi etrafında bükülerek bir takım dalgalı yüzeyler yaratabilir. Bütün bu hareketler gözü oyalar. Bu gidiş ritmik bir karakter aldığında çoğu kez göze hoş gelen bir uyuşum elde edilir. Eğri karakterli bir çizginin kendine özgü bir akıcılığı vardır. Buna karşın çizginin ani yön değiştirmeleri heyecan, hayret ve tereddüt uyandırır, kararsızlık yaratır. Fakat, beklenmedik değişimlere uymakta, insan yapısı görü yoluyla da olsa, daima güçlük çeker (Işıngör ve diğer., 1986).

“Biçimlendirme eyleminin ilki, tümüyle devinim gereksiniminden kaynaklanan, çocuksu karalamayla başlar. Çizgi öğesi sadece grafiksel anlatım öğesi olarak ele alınmamalıdır. İki ayrı yüzey ya da iki leke arasındaki sınır bir çizgi oluşturur” (Gençaydın, 1993:75). Herhangi bir eskiz çalışması yaparken, nesneleri çizgilerle betimleriz. Bu betimleme ancak bir nesnenin bitip diğerinin başlangıcını ya da nesnenin bitip mekanın başlangıcını gördüğümüz anda tam olarak kesişim noktasına atılan bir çizgi ile mümkündür.

Işıngör’e (1986:13) göre çizginin özelliğini keşfetmede çizgiyi yapan aracın rolü önemlidir. Çizgi konusunda kullanılan aracın çeşidi, yapısı veya çizgilendirdiğimiz yüzeyin dokusal karakteri, yine çizginin yaptığı duygusal etkiyi oluşturan nedenlerdendir. Örneğin: Bir tarama ucunun yaptığı kesin berrak karakterin yanında yumuşak bir fırçanın (aynı malzeme kullanılsa bile) yaptığı etki çok değişiktir. Öğrenci çizgi çalışmalarında, her türlü araçtan (Fırça, kömür parçası, kurşun kalem, tahta uç, çöp parçaları, tarama ucu, hatta parmaklarından) yararlanarak, çok çeşitli denemeler yapmalıdır. Bu araştırmalardan sonra sanat eğitimi alan birey, yapıtları, denemeleri, yaptıkları etki bakımından tanımlayıp işinin bilincine vararak eleştirmeğe yöneltilmelidir. Bu eleştiri veya öz eleştiri sınıfta uygulanmalı her öğrencinin fikri alınmalı, fikirlerin konuya aktarılmasına özen gösterilmelidir.

Çizgi konusunda yapılabilecek diğer bir ilginç araştırma da, tel, ip veya iplikle yapılan egzersizlerdir. Bu elemanlar çizgi faktörünün sanki boşluk içinde somutlaştırılmış üç boyuta yükseltilmiş durumu olarak ele alınmalıdır. Bu gibi yollarla yapılabilecek değişik etütler sonunda çizginin olanakları gerçekten “elle tutulur” basitlik ve kolaylıkla anlaşılacaktır. Bu tip çalışmalar iki veya üç boyutlu olabilir, ortaya çıkan işin neye benzediği önemli değildir. Önemli olan çizgi elemanı ile öğrencinin yaratma gücünü arttırmak, harekete getirmektir (Işıngör ve diğer., 1986).

Bütün eğitimciler çizginin psişik etkileri ve bu etkilerin çok çeşitliliği üzerinde dururlar. Çizgi; neşe, hüzün, yorgunluk, kuvvet, kesinlilik, kararsızlık, enerji, canlılık, asabiyet gibi çağrışımlar elde etmeye açıktır. Ancak doğaldır ki bunlar; bir yorum niteliğinde, bir soyutlaştırma neticesinde söylenebilmektedir.
Bigalı (1976), çizginin görünüş özelliklerini şu şekilde sıralamaktadır: Çizginin, fiziksel yapısından doğan beş çeşit özelliği vardır:

1-Ölçü özelliği: Çizgi için ölçüde amaç; genişlik, darlık, uzunluk, kısalık etkilerini yansıtmasıdır. Çizginin bu çeşitlenmeleri, yüzeyde tertip, uygunluk oluşturur.

2-Tip özelliği: Her çizgi, özel bir tiptir. Bu sonucu ve çeşitlenmeleri; malzeme, araç ve gereçler çoğaltır. Çizginin yönü, çizginin karakterini belirtir. Bir yönde ilerleyen çizgi, düz çizgidir. Her an yön değiştiren çizgi; ondüle çizgiyi, sertlik ve köşe yapan çizgiler; kırık çizgiyi oluşturur. Eğri çizgiler, çemberin bir parçası olup kavisli bir özellik gösterir.

Bir yön takip eden çizgi; ya geometrinin sertliğinde, ya da görünüşün doğal yumuşaklığında karakterize edilir. Kavislerin tekrarından, dalgalı çizgi oluşur. Kavisli çizgilerin kendi içinde dönerek tekrarından, spiral yaylar oluşur. Bu spiral ve kavisler plastik sanatlarda, gözle görülen çok zevkli ritmik hareketler ve tekrarlar oluştururlar. Bir kompozisyon bu tür ritimlerle oluşturulursa; ritmik kompozisyon düzenini yansıtır. Bu düzen gereğiyle, spiral ve kavislerin farklı ölçülerle tekrarı, sonsuz duygusallıkta gelişerek, Van Gogh’un peyzajlarında görülen ritmik hava gibi bir organizasyon oluşturabilir. Keskin köşeler yaparak ilerleyen düz çizgilerin ani yön değişmeleri isteğimize uygun düşmezler. Bu tür zikzak ritimler, gözü sık sık şaşırtır ve üzerimizde; kararsızlık, karışıklık yaratarak, heyecanlarımızı öfke ve antipatiye dönüştürür. Gözlerimiz, çizginin beklenmedik anda yön değiştirmesiyle, buna adapte olmakta zorluk çekerek yorulur. Bu türlü kırık çizgilerden oluşan kompozisyonlar gözün sürekli itirazı ile karşılaşır.

3-Yön özelliği: Çizgi çeşitlemelerinden sonra, yüzeyde yayılan çizgilerin derli toplu görünmeleri ve disiplin altına girmeleri, dört köşe içinde onların akıbetlerini tayin eder. Çizginin, yatay, dik, diyagonal oval ve çembersel hareket yönlerinde oluşan yön özelliklerinden birinin, dominant havasına girerek, birliğin ve çizgisel lokalizasyonun oluşturulmasına çalıştırılır. Yönü, onun hareketini, yani ritmini tayin eder. Çizginin kendi içinde olabilecek detayları, kendi egemen yönünü bozamaz. Dik ve yatay çizgiler, sakin ve kusursuz durgunluğu ifade ederler. Diyagonal çizgiler ve kavisler sürekli hareketin sembolüdür. Çizginin ve değişik resimsel elemanların kendi aralarında yarattıkları konturlar, gözde devamlı ve ağır bir hareket sağlar.

4-Yer özelliği: Çizgi yerine göre, bir yüzeyi bölmede, dengelemede ya da dengeyi bozmada kullanıldığı gibi; bunun ötesinde yüzeyi birleştirici, ayırıcı, formu açıklayıcı ve düzenleyici görevlerle yüklüdür. Çizginin bu tür özellikleri yanında, yeri ve oranı desen anlatımında yer alır. Çizgi, bir formu gösterir, açar. Aynı anda çizgi, iyi bir desende; gerçek formun üzerinden geçmesi ve geçirilmesi gereği ile yükümlüdür.

5-Karakter özelliği: Çizgi, bir karaktere sahip olmalıdır. Hele bir ressamın çizgi yönlü çalışmaları, bir orijinalite taşımalıdır. Ressam eserinde, çizgiyi monotonluktan kurtarmak için; varyasyonlar yaratır. Çizgisine bütünlük ve çeşitlilik kazandıracak biçimleri, içinden geldiği gibi; dar, kalın, uzun, kısa, görünüşlerde ahenkle birbirine bağlar. Çizginin karakterinde, ressamın kullandığı araç ve gereçlerin önemli rolü olduğu unutulmamalıdır. Çeşitli araçlar ve malzemelerin heyecansal etkiler yaratacağı bilinci egemendir. Kalem, kamış ya da bir tahta parçasının yaptığı sert çizgi karakteri yanında, daha yumuşak natürel ya da yazısal bir ifade kazandırılabilir. Yumuşak bir fırçanın izi ve karakteri, sert bir fırçaya göre, ayrı ayrı mizaçların anlatımı olur. Aynı zamanda seyirci için, farklı özelliklerde heyecansal duyguları ifade edebilir. Çizgi karakterinin zihinsel ve fiziksel şartları içinde, deneyim, amaç ve yetenek yer alır. Ressama göre çizgi; kararlı, kararsız, benzer, ya da farklı, gevşek ya da gergin olabilir (Bigalı, 1976:216)

Çizgide Geometri: Çizgi dört görünüm gösterir:
1-Natürel çizgi,
2-Geometrik çizgi,
3-İcat edilen çizgi,
4-Yazısal çizgi.

1-Natürel çizgi: Doğada, yalnız başına bir çizgi mevcut değildir. O, ancak doğada, çeşitli valör, hacim ve renk kombinasyonlarının oluşturduğu varsayılan bir çizgi kavramından ibarettir. Görünüş olarak sertlikten uzak, yumuşak ve ölüdür.

2-Geometrik çizgi: Geometri, insan zekâsının eseridir. Geometri, çizgiye, yaşayan bir sertlik ve karakter kazandırmıştır. Sert, düz kavislerin böldüğü bir yüzey, gergin ve net bir durum gösterir, kesin sınır belirtir.

3-İcat edilen çizgi: Sanatçının, psikolojik, fiziksel etkilerle oluşan ruhsal durumunun ifadesini yansıtan çizgilerdir.

4-Kaligrafik (yazısal) çizgi: Minyatürlerde olduğu gibi, gözün rahat ve aydınlık bir biçimde takip edeceği, devamlı atılımlar ve bir suyun akışı gibi kesintisiz biçimleri ifade eder.

Aslında doğada varolmayan çizgi, nesneleri betimlerken kullandığımız en iyi araçtır. Doğadaki varlıklar, nesneler, hacimleriyle, yüzeyleriyle algılanır ancak bunlar en basit anlamda kâğıda çizmek istendiğinde, yüzeylerin son bulduğu, artık diğer nesnenin başladığı o sınır yani çizgi kullanılır. Nesneler çizgilerle betimlenir.

Bir tasarımda rol oynayan en önemli öğelerden biri de biçimdir. Her tasarım tasarı haline geçerken, yani maddeleşirken belirli çevre çizgileriyle sınırlanır ve bir kalıba bürünür. Hem iki boyutlu, hem de üç boyutlu cisimler için durum aynıdır (Güngör, 1972:12).

Powered by BetterDocs

Yorum Yap